Akraba Değil, Akbaba - Dost Değil Bostan Korkuluğu

Kendimi bildim bileli dostluğa, arkadaşlığa, bilimum tüm insan ilişkilerine saygım oldu. İnsanların ortak duyguları paylaşıp bunlardan bir bağ oluşturması kadar güzel ve kıymetli ne vardır bu dünyada, bilmiyorum. 
Fakat ben artık yavaş yavaş kendi kabuğuma çekilip, o kabuğun da derinliklerinde yaşamayı sever hale geldim. Şimdi bazıları okuyunca ''buldumcuk'' diyecek belki ama eşim dışında da pek kimsenin varlığını kendimde zorunluluk görmedim hiç. Oysa bu sevginin yeterliliğinden, aşkın kalkanlaşan sıcaklığından kaynaklanıyor.
Elbette dostluk kavramına da insanın ihtiyacı vardır ancak yaşadıklarım, gördüklerim, duyduklarım... İşte tüm bunlar beni o doğru dostluğu arama isteğinden men etti. Bir süre sonra menfaat ilişkisine dönen, bir noktadan sonra sen bunu yaptın, ben de bunu yaptım mantığında kalıplaşan fikirler, samimiyeti samimiyetsizlikle çarpmanın öteki adı bende...

Birbirine kızan, kırılan insanların kalplerinin gerçekten kırgınlık ve kızgınlık ile tanışmamış olduğunu, çoğu duyguları da klavye üstünde hissettiklerini düşünüyorum. Bugün kızıp, yarın da ''ben kötü bir insan olamam, hep iyi niyetime yenilirim'' gibi süslü, megolaman bir mantıkla gerçeklerden sıyrılıp iki yüzlülük sularında kulaç atmaya başlıyor.

Sahi, şu insanın ben çok iyiyim ile başlayan, hep iyi niyetimden kaybettim ile devam edip, ben insanlara kırgın kalmaya kıyamıyorum mantığı nasıl  bir karakterin sonucu?

Bir gün çok sevdiğim, yıllar önce de öğrencisi olduğum kıymetli bir öğretmenim konuşurken bana ''dobrasın, seni çiğ çiğ yerler dikkat et'' demişti. O zaman gülüp, ben onları yerim demiştim de... Ne çok yanılmışım.
Bazen açık sözlülük ya da net olmak olumlu değil olumsuz bir özellik haline gelebiliyor.

Ben her şeyin tek, net, belli olanını severim. Bir şey ya siyahtır ya da beyaz. O iş gri olunca benim tadım kaçıyor işte. Genelde de bugün sağdan yarın da soldan esen insanlardan zaman içerisinde uzaklaşıp kopuyorum.

Soy ağacıma dahil olduğu için utanç duyduğum birkaç insan da var bu genellemelerin içerisinde. Yalancılığı kendine kılavuz edinmiş, insanların beyinlerini yalanlarla yıkayıp, yaptıklarına kılıf bulmayı seven, amaçlarından sapmış, hayata dair bir amacı ve hatta faydası kalmamış insanların bugün varlığına çok üzülüyorum. Ama Allah'ın o şaşmayan adaleti değil midir insanların yalan ve hayalarını ayaklarına dolaştırıp gün yüzüne çıkartan? Çok şükür, herkesin gerçek benliklerini gözlerimle gördüm. Bu insanların hepsiyle yollarımı ayırmak beni enerji anlamında oldukça üst seviyelere çıkarttı. 
KUR-TUL-DUM!

Bu yüzden yalnızlığa koskoca bir saygı duyuyorum.
Bugün geldiğimiz noktada gerçekten birkaç dostum, ortalama gün aşırı telefonlaştığım can dostlarım ve eşimle hayatı çok daha güzel bir noktaya taşımayı başardım. Bu beni enerji anlamında da oldukça üst seviyeye çıkarttı. 
Evet, gecenin dördünde yağmurun henüz durduğu, toprak kokusunun burnuma burnuma vurduğu şu günde diyeceğim odur ki; az insan öz insan, öz insan çok huzur!...

CONVERSATION

2 Yorumlar:

  1. Blogunuz da yazınız da çok güzel ellerinize sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. İnsanlar diğerlerinin huzursuzluğundan beslenir oldu şu günlerde. Az insan, öz insan.

    YanıtlaSil