Ma Rainey Blues'un Annesi

 


Her fırsatta belirttiğim, kendisinden de sık sık söz ettiğim Viola Davis'in son filmi olan Ma Rainey Blues'un Annesi filmini bu gece izledim. Filmden sonra Netflix platformunda yayımlanan Kamera arkasını yayını da hiç beklemeden izledim. Ve sıcağı sıcağına blog'da bahsetmek istedim çünkü gerçekten üzerine sayfalar dolusu yazmak mümkündür.


Viola Davis insanlar eşittir, siyahiler de yaşamayı hak eder bakış açısına sahip ve bu konularda aktivist olan Amerikalı siyahi bir oyuncudur. Bu filmin senaryosunu okuma imkanım olsaydı hiç şüphesiz bu rolün Viola Davis için yazılmış olduğunu söylerdim. Çünkü her şeyiyle ona ait bir film olduğunu düşünmeden edemezdim. Aynı zamanda daha önce Fences filminde baş rolü paylaştığı Denzel Washington da bu filmin yapımcısı olarak karşımıza çıkıyor. Kendisinin aynı zamanda kadroda olmasını da istemedim değil. Çünkü çok uyumlu ikili olduklarını düşünüyorum. 


Filme gelirsek eğer.

Filmle ilgili kamera arkası kesitinde Viola Davis şunu söylüyor. "Siyah ya da beyaz fark etmez, izleyen herkeste bir şeylerin değiştireceğine inanıyorum..."

Evet, filmi en iyi bu özetliyor sanırım. Siyahi insanlara yüz yıllardır yapılan zulümden haberi olmayan insanlar için bir şey ifade etmeyecek olsa da konuya yabancı olmayan insanların kalbine dokunacak olduğuna eminim. Ma siyahi bir Blues sanatçısı. Gerçekte var olmuş, bugün çoğu kişinin tanımadığı fakat döneminde Blues'un Annesi olarak tanınmıştır. Kendine has karakteristik bir yapıda olan Ma siyahi olduğu için kendisini "artık" olarak tanımlıyor. Onların benimle işi yok, istedikleri tek şey sesim dediği nokta da ise gönülleri fethetmeyi başarıyor. Kendisiyle birlikte hayatta var olabilmeyi, bir şeyler yapabilmeyi amaçlamış ekibiyle birlikte yola devam ediyor Ma. Çalgı ekibinden Leeve ise seneler evvel annesine yapılan zulümden bahsediyor filmde. Siyahi olduğu için tacize uğramasını, babasının bunu unutamamış olmasını... Ve öyle iyi yansıtılmış bir sahneydi ki gözlerimin dolmaması imkansızdı.


Film bittiğinde ise şunu dedim, olan yine garip olana oluyor. Gerçekten hayat hep böyle işliyor. Siyahi insanlara simsiyah bir dünya sunmaktan başka ne yaptı insanoğlu?

Bugün hala Amerika gündeminde siyahi olduğu için canice öldürülen masum siyahiler var. Bu kronikleşmiş acımasız dünyanın gerçeği, insanlığın ayıbı olmaktan öteye de geçmemiştir. Nereye gitseler ait olmayacaklarını bilmenin acısını onlardan dinlemek gerekirdi bence. Bir insanı siyahi olduğu için ötekileştirmek ile başka birini mavi gözlü olduğu için ötekileştirmek arasında hiçbir fark yoktur benim için. Çünkü ikisi de tercih değil yaradılış sonucudur. Bu acımasız zihniyetin Michael Jackson 'ı getirdiği noktayı da unutmadık. Ten rengini değiştirip renk pigmentlerini değiştirdi. Çok gelişmiş olduğunu düşündüğümüz, her yerde öve öve bitirmenin mümkün olmadığı bir Amerika gerçeğinden bahsediyorum başka bir şeyden değil. Bu son bir yılın on yılın değil, yüz yılların gerçeği ne yazık ki...

Bu nedenle böyle filmleri çok destekliyorum. Bu fikirden uzak insanların izlemeyecek olduğunu bilsem de bir yerlerden sesini duyurmak isteyen insanların sesi olmaya çalışmak hissi bana iyi geliyor diyebilirim. 

İşte film tüm bu bahsettiğim gerçekleri çıkartıyor gün yüzüne. Tüm bu ayrıntıları eksiksiz ve abartmıyorum kusursuz şekilde izleyicilerine sunuyor. Hiç unutmayacağım ve tekrar tekrar açıp izlemeye hazır olacağım bir filmi de bu gece buruk ve kırgın olarak tamamlamış oldum. 


Bir gün birbirimizi "yalnızca" insan olduğumuz için seveceğimiz umarak, sevgiyle! 

CONVERSATION

0 Yorumlar:

Yorum Gönder